Devrimci Enternasyonalist Hareket'in Komitesi'nin Açıklaması:
Kürt Kitlelerinin Savaşı
Ezilenlerin Savaşıdır
Bugün Irak'ta Kürt köylerinin hepsi yerle bir edilmiş bulunuyor. Başlangıçta Irak'ı savaşa itmiş olan emperyalistlerin tezgahladığı ateşkes sayesinde İran'la arasındaki 8 yıllık kanlı vahşetten yakasını kurtaran Irak rejimi, bu isyankar halkı bastırmak için üzerlerine 150.000 asker göndermiştir. Bu had safhada silahlanmış, savaş eğitimli askerler Kürt peşmergeleriyle başa çıkamayınca da, hükümet köylerin üzerine kimyasal bomba yağdırmıştır. Türkiye sınırına doğru dalgalar halinde akan halk kitleleri, helikopterlerin bombardımanına yakalanmışlardır. Irak askerleri geride bırakılan köylerde yeniden oturulmasını imkansız kılmak için evleri yerle bir edip taş taş üstünde bırakmamışlardır.
Binlerce Kürt katledilmiştir. 10.000 kadarı ise, geniş Kürt nüfusunun Kürtçe konuşmasına izin verilmeyen, Kürt kelimesinin bile yasak olduğu Türkiye'ye kaçmıştır. Türk hükümeti, Türkiye'nin Kürt bölgesini çoktan silahlı bir kampa çevirmiştir, Irak'la imzalanan ortak anti-Kürt paktı sayesinde, Türk askerleri daha önce de Kürtlere saldırmak üzere Irak'a geçmişlerdi. Türk rejimi, önce Kürtlerin Irak'ın saçtığı ölümden kaçmalarını engellemeye çalıştı. Biliniyordu ki, Kürtler sınırı geçmeden eldeki mevzilerde direnip savaşmaları halinde, durum Irak hükümetinin başa çıkacağı boyutları aşabilir, hatta Türkiye'nin siyasi istikrarını sarsabilirdi. Oysa bu, Türkiye'nin Kürt bölgesinin toprağına yerleştirdikleri askeri tesisleriyle ABD bloğu emperyalistlerinin işine gelmiyordu. Dolayısıyla, NATO'nun maskot köpeği, Irak Kürtlerini büyük bir “cömertlikle” kabul etti --hemen silahlarını ellerinden alıp yarısından fazlasını anında kapı dışarı ederek Irak'a geri gönderdi, ya da isyanı bastırmak için İran'ın Kürt bölgesini işgal altında tutan 200.000 askerin yanına 100.000 daha göndererek Basra körfezi savaşındaki ateşkesten aynı Irak gibi yararlanan İran hükümetinin eline teslim etti.
ABD ve müttefikleri, kimyasal silahlara karşı birkaç ahlaki söz sarfettiler. Arkasından Batı hükümetleri dönüp, hiçbir Batı'lı kodaman bombaların düşüşünü bizzat görmemiş olduğu için, Kürt çocuklarının ve yetişkinlerinin yüzlerinde ve vücutlarındaki korkunç kimyasal yaraların, Irak'ın kimyasal silah kullandığına dair “delil” gösterilemeyeceğini ısrarla iddia ettiler. Sonra da olay bütünüyle Batı'nın gündeminden düştü. Sovyetler Birliği bölgedeki karşı-devrimci rejimler üzerindeki mevcut etkisini muhafaza etmeye çalışarak, bu katliam hakkında göze çarpan bir suskunluğa girdi.
Emperyalistlerin itiraz etmeyi uygun buldukları şey, --o da şayet bu kan dökümü hakkında herhangi bir yanlışlık olduğu kanısındaysalar-- Irak'ın saldırılarının iki taraftan da hedefi şaşırabileceği, böylece Kürt halkının tutsak edildiği bir, iki, üç ya da dört karşı devrimci devlette bulaşıcı bir öfkenin infilak etmesine yol açacağı, ve emperyalistler'in bölgedeki düzenlemelerini tehlikeye düşüreceği kaygusudur. Buna ek olarak, Irak rejimine karşı takındıkları geçici kızgınlık pozları ise, kendisine, ateşkese rağmen silahlarını ve öz yaşamını kime borçlu olduğunu hatırlatmak içindir. Ancak hem kimyasal katliamlar hem de emperyalistlerin sahte “kaygu”ları, birlikte emperyalist siyasete hizmet etme hedefine yaramışlardır.
Bu yüzyılın başından beri, Kürt ulusunun dört ayrı devlet sınırıyla böltlnmesini tertipleyen emperyalistler ve onların çeşitli yerel karşı-devrimci uşakları, bu halkın sesini kesmek ve imha etmek için sonsuz çaba harcamışlardır. Kürdistan'ın ırmakları defalarca kana boyanmıştır. Ancak bu son olaylar, aynı caniliklerin yeni bir örneği değildir. Bu soykırımcı saldırı, Doğu ve Batı emperyalistlerinin son karşılaşmaya hazırlanmak üzere birbirlerinden daha tayin edici ve ölümcül avantajlar elde etmeye çalışırken yüz yüze geldikleri giderek artan sorunlar ve çelişkiler tarafından şekillenmiştir. Basra, her iki tarafın da rakibi pahasına mevzi tutmak için elinden gelen herşeyi yapmayı göze aldığı son derece stratejik ve alev almaya hazır bir bölgedir. Bu gerçeğin vahşi ispatı, ABD ve Sovyetler önderliğindeki iki bloğun sonsuz silahlandırmalar ve diğer teşviklerle işlerine geldiği müddetçe sürdürdükleri İran-Irak savaşında ölen milyonlardır.
Irak'ın soykırımcı saldırısı, Irak, Türkiye ve İran arasındaki Kürt düşmanlığı siyasesetini koordine eden ABD'nin buyruğuyla başlatılmıştır. SSCB ise kendi sebeplerinden dolayı bunu kabul edip uyum göstermiştir. Emepryalistler ne gibi entrikalara ve demagojilere başvururlarsa vursunlar, Irak rejiminin soykırımcı kampanyasına yardımcı olma konusunda bölgedeki tüm karşı devrimci rejimlerin ve onların emperyalist efendilerinin askeri ve siyasi manevralarını birbirine bağlıyan kanlı ipler, ulusal ve sosyal kurtuluş için tam kapsamlı bir Kürt devrimci mücadelesi hayaletinin, bu pespaye yüreklere saldığı korku ve dehşeti sergilemektedir.
Bu potansiyelin tadı, Şah'ın düşmesinden sonra İran'daki devrimci Kürt kitleler kırsal bölgelerde ve başlıca şehirlerde geniş alanları kurtardıklarında kendilerine sunulmuştu. O zamandan beri Kürtler, bugün en aciz saatlerini yaşarken bir de Kürdistan'da tayin edici savaşımlar vermek zorunda kalma ihtimali karşısında dehşete düşen İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı amansız bir savaş vermektedirler. Batı'lı emperyalist otoriteler, Kürtlerin Türkiye'ye akınını, Türk rejiminin istikrarı açısından “Bir felaket reçetesi” olarak nitelendiriyorlar. Bölgenin karşı-devrimci devletlerinin hepsinin elleri ortak bir şekilde Kürt kanına bulanmıştır ve hepsinin ortak korkusu, emperyalistlerin kurduğu mevcut siyasi coğrafyanın Kürdistan'dan yayılacak bir devrimle paramparça edilme ihtimalidir.
Ancak Kürtlerin mücadelesi, bölgedeki çeşitli karşı-devrimci devletler ve onların emperyalist efendilerinin ellerinde oyuncak olan burjuva ve feodal önderlikler tarafından engellenmiş ve tekrar tekrar ihanete uğramıştır. Dolayısıyla, mücadeleyi yürütmek için kullanılan araçlar ve yollar, mücadelenin amaçlarının kendisini tersine çevirmektedir. Örneğin, (Irak'taki) Kürdistan Yurtsever Birliği (PUK)'un başı Celal Talabani, hizmetlerini tam da o sırada İran'daki Kürtleri kılıçtan geçirmekte olan İslam Cumhuriyeti'ne sunmakta kusur etmemiştir. Talabani, Kürtlerin tüm cellatlarına mermi ve bomba temin etmiş olan ABD hükümetinin temsilcileriyle buluşup “Kürt halkının imhasını önlemesini” talep etmek üzere ABD'ye dalkavukluk etmeye gitmiştir. Aynı şekilde, ailesi yıllardır CİA'nin maaş bordrosunda kayıtlı olan ve yine yıllardır paralı askerlik hizmetini İran İslam Cumhuriyeti'ne satan Mesud Barzani, şimdi Kürtleri katleden gerici Türk rejimine övgüler dizmektedir.
Kürt mücadelesi içerisindeki böylesi kaypak ve teslimiyetçi güçler, emperyalistlerin ve uşaklarının Kürtlere karşı ikili taktik kullanmalarını mümkün kılmıştır. Esas olarak cani kukla devletlerini kimyasal silahlar gibi en modern emperyalist barbarlık örnekleri kullanarak Kürdistan'ın üzerine saldırtmakla birlikte, emperyalistler, tuzağa düşürüp yozlaştırmak için Kürt liderlerine sahte vaadlerde bulunmayı, kitleler arasında moral bozukluğu yaymayı ve teslimiyetin propagandasını yapmayı da ihmal etmemişlerdir. Kürdistan'da kimyasal silah kullanımı konusunda Batı'nın “kaygu”larının Amerikanın Sesi, BBC, ve İsrail radyolarında yayınlanmasında bile amaç, güçlü silahlar karşısında kitlelerin çaresizliğini ilan ederek, bugüne kadar direnmelerine rağmen Kürtlerin artık “güçlü dostları” olmaksızın devam edemiyecekleri anlayışını yaymaktı.
Talabani ve Barzani'nin emsalleri, emperyalist stratejistler tarafından ağızlarına yerleştirilen aşağılayıcı nakaratları tekrar edip durmaktadırlar: “Kürtler zayıftır ve güçlü dostlara ihtiyaçları vardır.” Talabani, İran ve ABD'den Kürtlere “destek” almadaki “diplomatik başarı”sından dolayı kendi kendini tebrik edecek kadar ileri gitmiş bulunuyor. Bu slogan, Kürtlerin modern silahlar ve para için bölgedeki karşı-devrimci rejimlerden birine dayanmaları gerektiği, ve Kürt kitlelerinin tek kurtuluşunun “güçlü dostlar” (yani emperyalistler) bir gün müdahale edip Kürtlere otonomi bahşetmesiyle mümkün olacağı anlamına gelir --sanki Kürdistan'ı parçalara bölüp zulüm altında yaşamaya devam etmesini sağlayanlar esas olarak emperyalistlerin ta kendileri değilmiş gibi.
Her halükarda 90 yıldır ne cinayet ne de aldatılmalar Kürt halkını susturamamıştır. Kürtlerin mücadelesi ortadan kaldırılamaz; sadece, bir yeraltı ateşi gibi yayılıp sınırları aşarak infilak etmek üzere geçici olarak bastırılabilir.
Bugünkü elverişli şartların avantaja dönüştürülmesi ve Kürt kitlelerinin yıllardır ispatladıkları gücün gerçekten harekete geçirilebilmesi için, Kürt savaşçılar, yiğit mücadelelerin tarihsel tecrübesini özümleyip teslimiyet ve kargaşa yayan güçlerden kopmak zorundadırlar. Proletarya ve ezilenlerin tek yenilmez silahı Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesini kuşanarak halk savaşı stratejisinin güzergahını çizmek üzere uygulamalıdırlar. Bugünkü iflas etmiş devrimci-olmayan cepheler yerine, gereken şey, devrimci bir savaşta bir birleşik cepheye gerçekten önderlik edebilecek bir partidir. Yiğit Kürt ulusal direnişinin daha yüksek bir düzeye, düşmanlarının tayin edici yenilgisine dönüştürülmesinin başka bir yolu yoktur. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan sınıfın, devrimci proletaryanın bakış açısı ve çizgisinden başka hangi güç halk kitlelerine gerçekten güvenerek onları seferber edip Kürt halkının gerçek dostlarıyla, Kürdistan'ın bölündüğü dört ülkede, bölgede ve tüm dünyadaki proletarya ve ezilenlerle birlik içerisinde, sonuna kadar savaş yürütmede önlara önderlik edebilir? Kürdistan'da ve tüm dünyada tarihin acı dersleri gözönünde bulundurulacak olursa, Kürt halkı gerçekten başka hangi güçlere dost diye güvenebilir? Emperyalist hayalci vaadlere ve karşı-devrimci “dostlara” bağımlılık, kurtuluş için mücadelede hiçbir zaman herhangi bir yarar sağlamış mıdır?
Kürt kitlelerinin yürüttüğü savaş, bir Kürt savaşı değil, emperyalizmin Ortadoğu'da ve ötesinde kurduğu yeni-sömürgeci yağma ve hakimiyet ağında kilit rol oynayan dört karşı-devrimci rejim altındaki ezilenlerin savaşıdır. Hem bu son soykırımcı saldırıda kullanılan iğrenç vahşet ve metodlar, hem de beraberindeki ikili taktikler, emperyalistleri ve yerel cellatlarını yönlendiren meşum gereksinimleri ve korkuları sergilemektedir. Bu kan ve barut ortamında, içinde bulunduğumuz tarihi şartlar, Kürt devrimci halk kitlelerini Ortadoğu'da dünyanın önemli bir parçasını emperyalizmin kanlı pençesinden kurtarmada güçlü bir rol oynamaya muktedir başlıca aktörler durumuna yükseltmiş bulunuyor. Kürt halkının “güçlü” değil ama olağan yüz milyonlarca dostunun, tüm dünyanın proleterleri ve ezilen kitlelerinin böyle bir zafere ihtiyaçları vardır ve sonuna kadar destekleyeceklerdir. Böylesi bir gelişme, proleter dünya devrimine muazzam bir katkıda bulunacaktır.
Ekim 1988